Opencart Kurumsal Grande Türkiye

Montessori Yöntemi ve Duyu Organları

Gönderen GülenTilki 16/10/2017 0 Yorumlar Montessori Eğitimi,

Montessori Yöntemi ve Duyu Organları

 

Montessori yöntemini esas alan bir eğitim temelde beş duyu organının duyarlı hale getirilmesine dayanmaktadır. Çocuk çevresinde bulunan ve öğretim amaçlı hazırlanmış materyalleri kullanarak öğrenmesini gerçekleştirmektedir. Kademeli olarak onların renklerini, hacimlerini, biçimlerini, ağırlıklarını, uzunluklarını, dokularını öğrenmektedir. Montessori'ye göre ilk çocukluk dönemindeki eğitimin ama­cı çocuğu bilgilerle doldurmak değil daha çok onun öğren­me arzusunu geliştirmektir. "Akıl, duyusal verilerden zihinsel işlevlere kademe kademe ilerlemektedir, oysa muhtelif anlar, aklın kendisinde bulunan ve d'Itard, Séguin ve Montessori'nin eğitsel materyali ile harekete geçen iç hamlelerle birbirine bağlanmakta­dır."

Montessori'ye göre çocuk "emici ruha" sahiptir. Çevresi­ni anlamak için duyu organlarını kullanır. İçinde bulunduğu ortamla ilgili bilgileri tamamen doğal olarak içselleştirir. Bu­na çocuğun dil öğrenmesi örnek olarak verilebilir. Çocuk, herhangi bir zorlama olmadan kendiliğinden dili öğrenebil­mektedir. Mademki çocuk dili kendiliğinden öğrenebiliyor, o halde çevresindeki bilgileri de doğal bir biçimde zorlan­madan öğrenebilir. Bu tarzda bilgi edinmek çocuk için doğal ve keyifli bir faaliyet olur.

İnsanoğlu kendisini çevreleyen varlıklar arasında varoluşunu anlamlı hale getirmek için bir takım eylemlerde bu­lunur. İnsanın çevresindeki varlıklarla ilişkilerinde duyu or­ganları ve onlardan elde edilen bilgileri yorumlama biçimle­ri belirleyici bir rol oynamaktadır. Çocuklar yetişkinler gibi değildirler. Onlar kendilerini çevreleyen dünyayı duyu or­ganlarının yardımıyla algılarlar. Öğrenmeleri bu algı temeli üzerinde oluşur. Görürler, alırlar, koklarlar, tadına bakarlar, çıkardığı sesi işitirler ve gördükleri, aldıkları, kokladıkları, tattıkları, sesini belirledikleri nesne hakkında bilgi edinirler. "Her duyu organı, bize gelen bilgilerin daha belirgin hale gelme­sinde temel bir işlev görür ve bizi çevreleyen dünyayı daha iyi kav­ramamıza yardımcı olur."

Gözlerimiz nesnelerin biçimleri, durumları, görünüm­leri ve renkleri hakkında bilgi edinmemizi sağlarlar. Bu du­rumda "görme, gözlemleme, gözlem sonuçlarını iletme, analiz ve kavramlaştırma aracıdır. Güvenilir ve nesnel bir öğrenme aracı­dır." Çocuk daha doğumundan itibaren içine doğduğu aile bireylerinin yüzlerini, yaşadığı mekânı ve mekânda bulunan varlıkları görme yetisi ile belirlemeye çalışır. Zaman ilerle­dikçe, yani büyüdükçe algılama düzeyi gelişir ve izlenimle­rini ifade edebilecek duruma ulaşır. Bu durum çocuğun görme duyusunu eğitme ve kendisini çevreleyen dünyayı kavrayabilme aşamasına geldiğini gösterir. Anne-babalar ve öğretmenler bu aşamada çocukların görme duyularım geliş­tirici alıştırmalar yaptırtmak durumundadırlar.

Kulaklarımız, gözlerimizin en yakın arkadaşlarıdır. İşit­me organlarımız sayesinde bizi çevreleyen varlıkların sesleri hakkında bilgi sahibi oluruz. Montessori'ye göre, kulak de­ğişik sesler ve gürültüler çıkaran hareketli ortam ile nesneler arasında irtibat kurmamızı sağlar. Her şeyin hareketsiz ol­duğu bir yerde mutlak bir sessizlik hâkimdir. Kulak ancak ortamdaki hareket yardımıyla sesi algılayabilen bir duyu or­ganıdır. Kulak ve göz birlikte devreye girdiğinde nesne hak­kında daha kesin bir bilgi edinmek mümkündür. Bir organa göre iki duyu organı birlikte herhangi bir nesneyi algılamak­ta daha etkili olur. Montessori'ye göre, "işitsel izlenimleri dört grupta toplayabiliriz: Sessizlik, söz, gürültü, müzik. İşitme eğitimi çocuğun işitsel algılarının hassaslaşmasına, hareket halindeki bir dünyada yer edinmesine, daha hassas işitsel duyarlılık kazanması­na yardımcı olur."

Parmaklarımız, çevremizle somut bir biçimde ilişki kur­mamızda en önemli rollerden birini oynarlar. Çocuk çok er­ken yaşlarda kendisini çevreleyen dünya ile ilişkilerini elle­riyle kurar. Çocuk her ne kadar uzun süre ağzıyla tanımaya çalışırsa da çok kısa süre içinde ellerini de devreye sokmak­tadır. Dokunur, kavrar, karıştırır... Parmaklar bir nesnenin ısısı, biçimi ve dokusu hakkında bilgi edinmemizde yardım­cı olur. "Tüm dokunma etkinliklerinde, çocuk başka aletlerin yar­dımı olmadan ellerini kullanabilmekte ve onları otantik bir alet ola­rak görmeyi öğrenmektedir. Nesne ile doğrudan ilişkiye girmekte ve yavaş yavaş jestini olgunlaştırmayı öğrenmektedir."

Burnumuz, nesnenin bir başka özelliği olan kokusu hak­kında bilgi edinmemizde en büyük yardımcımızdır. "Kokla­manın iki boyutu vardır: Belirleme güçlüğü ve uçuculuk. Bununla birlikte, koklama organının hassasiyeti performansı çok yüksek bir makineninkinden daha yüksektir. Koklama, nesneleri ayırt etmede ve hatırlamada işe koşulabilir bir niteliktir". "Hatıraların ve duy­guların deklanşörüdür. Koku geçicidir, nesnel değerlendirmeye di­renç gösterir. Bir kokunun kaynağı bir nesne olarak algılanabilir. Koku çok güçlükle sabit tutulabilir. Zaman kokuyu değiştirebilir." Öğretimde "koklama duyusu"dan yaralanmak mümkün mü? Çocuk için bu oldukça önemlidir. Koklama alışürmala- rı, çocuğun içinde yaşadığı dünyayı daha bilinçli inceleme­sine ve kavramasına yardımcı olur.

Dilimiz, varlıkların tatlarını tanımada çok önemli bir hizmet verir. Yiyeceklerimizin ve içeceklerimizin tadını an­cak dilimiz sayesinde belirleyebiliriz. Tatlar dilimizin üze­rinde bulunan kabarcıklar yardımıyla belirlenir. Dört temel tat bulunmaktadır: Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi. Öğretim sürecinde tat alma duyusunun geliştirilmesi için de alıştırmalar düşü­nülmelidir.

Duyu organlarının daha duyarlı hale getirilebilmesi için onların özelliklerine uygun alıştırmaların yapılması gerek­mektedir. Bunun için uygun ortamların oluşması önemli ha­le gelmektedir. Su ve su kaplarının olmadığı bir ortamda su ile ilgili alıştırmalar yapmak mümkün değildir. Öğrenme, öğrenmenin özelliğine uygun ortamlarda gerçekleşir.

Yorum Yap