-
Alışveriş sepetiniz boş!
Montessori Yöntemi ve Duyu Organları
Montessori yöntemini esas alan bir eğitim temelde beş duyu organının duyarlı hale getirilmesine dayanmaktadır. Çocuk çevresinde bulunan ve öğretim amaçlı hazırlanmış materyalleri kullanarak öğrenmesini gerçekleştirmektedir. Kademeli olarak onların renklerini, hacimlerini, biçimlerini, ağırlıklarını, uzunluklarını, dokularını öğrenmektedir. Montessori'ye göre ilk çocukluk dönemindeki eğitimin amacı çocuğu bilgilerle doldurmak değil daha çok onun öğrenme arzusunu geliştirmektir. "Akıl, duyusal verilerden zihinsel işlevlere kademe kademe ilerlemektedir, oysa muhtelif anlar, aklın kendisinde bulunan ve d'Itard, Séguin ve Montessori'nin eğitsel materyali ile harekete geçen iç hamlelerle birbirine bağlanmaktadır."
Montessori'ye göre çocuk "emici ruha" sahiptir. Çevresini anlamak için duyu organlarını kullanır. İçinde bulunduğu ortamla ilgili bilgileri tamamen doğal olarak içselleştirir. Buna çocuğun dil öğrenmesi örnek olarak verilebilir. Çocuk, herhangi bir zorlama olmadan kendiliğinden dili öğrenebilmektedir. Mademki çocuk dili kendiliğinden öğrenebiliyor, o halde çevresindeki bilgileri de doğal bir biçimde zorlanmadan öğrenebilir. Bu tarzda bilgi edinmek çocuk için doğal ve keyifli bir faaliyet olur.
İnsanoğlu kendisini çevreleyen varlıklar arasında varoluşunu anlamlı hale getirmek için bir takım eylemlerde bulunur. İnsanın çevresindeki varlıklarla ilişkilerinde duyu organları ve onlardan elde edilen bilgileri yorumlama biçimleri belirleyici bir rol oynamaktadır. Çocuklar yetişkinler gibi değildirler. Onlar kendilerini çevreleyen dünyayı duyu organlarının yardımıyla algılarlar. Öğrenmeleri bu algı temeli üzerinde oluşur. Görürler, alırlar, koklarlar, tadına bakarlar, çıkardığı sesi işitirler ve gördükleri, aldıkları, kokladıkları, tattıkları, sesini belirledikleri nesne hakkında bilgi edinirler. "Her duyu organı, bize gelen bilgilerin daha belirgin hale gelmesinde temel bir işlev görür ve bizi çevreleyen dünyayı daha iyi kavramamıza yardımcı olur."
Gözlerimiz nesnelerin biçimleri, durumları, görünümleri ve renkleri hakkında bilgi edinmemizi sağlarlar. Bu durumda "görme, gözlemleme, gözlem sonuçlarını iletme, analiz ve kavramlaştırma aracıdır. Güvenilir ve nesnel bir öğrenme aracıdır." Çocuk daha doğumundan itibaren içine doğduğu aile bireylerinin yüzlerini, yaşadığı mekânı ve mekânda bulunan varlıkları görme yetisi ile belirlemeye çalışır. Zaman ilerledikçe, yani büyüdükçe algılama düzeyi gelişir ve izlenimlerini ifade edebilecek duruma ulaşır. Bu durum çocuğun görme duyusunu eğitme ve kendisini çevreleyen dünyayı kavrayabilme aşamasına geldiğini gösterir. Anne-babalar ve öğretmenler bu aşamada çocukların görme duyularım geliştirici alıştırmalar yaptırtmak durumundadırlar.
Kulaklarımız, gözlerimizin en yakın arkadaşlarıdır. İşitme organlarımız sayesinde bizi çevreleyen varlıkların sesleri hakkında bilgi sahibi oluruz. Montessori'ye göre, kulak değişik sesler ve gürültüler çıkaran hareketli ortam ile nesneler arasında irtibat kurmamızı sağlar. Her şeyin hareketsiz olduğu bir yerde mutlak bir sessizlik hâkimdir. Kulak ancak ortamdaki hareket yardımıyla sesi algılayabilen bir duyu organıdır. Kulak ve göz birlikte devreye girdiğinde nesne hakkında daha kesin bir bilgi edinmek mümkündür. Bir organa göre iki duyu organı birlikte herhangi bir nesneyi algılamakta daha etkili olur. Montessori'ye göre, "işitsel izlenimleri dört grupta toplayabiliriz: Sessizlik, söz, gürültü, müzik. İşitme eğitimi çocuğun işitsel algılarının hassaslaşmasına, hareket halindeki bir dünyada yer edinmesine, daha hassas işitsel duyarlılık kazanmasına yardımcı olur."
Parmaklarımız, çevremizle somut bir biçimde ilişki kurmamızda en önemli rollerden birini oynarlar. Çocuk çok erken yaşlarda kendisini çevreleyen dünya ile ilişkilerini elleriyle kurar. Çocuk her ne kadar uzun süre ağzıyla tanımaya çalışırsa da çok kısa süre içinde ellerini de devreye sokmaktadır. Dokunur, kavrar, karıştırır... Parmaklar bir nesnenin ısısı, biçimi ve dokusu hakkında bilgi edinmemizde yardımcı olur. "Tüm dokunma etkinliklerinde, çocuk başka aletlerin yardımı olmadan ellerini kullanabilmekte ve onları otantik bir alet olarak görmeyi öğrenmektedir. Nesne ile doğrudan ilişkiye girmekte ve yavaş yavaş jestini olgunlaştırmayı öğrenmektedir."
Burnumuz, nesnenin bir başka özelliği olan kokusu hakkında bilgi edinmemizde en büyük yardımcımızdır. "Koklamanın iki boyutu vardır: Belirleme güçlüğü ve uçuculuk. Bununla birlikte, koklama organının hassasiyeti performansı çok yüksek bir makineninkinden daha yüksektir. Koklama, nesneleri ayırt etmede ve hatırlamada işe koşulabilir bir niteliktir". "Hatıraların ve duyguların deklanşörüdür. Koku geçicidir, nesnel değerlendirmeye direnç gösterir. Bir kokunun kaynağı bir nesne olarak algılanabilir. Koku çok güçlükle sabit tutulabilir. Zaman kokuyu değiştirebilir." Öğretimde "koklama duyusu"dan yaralanmak mümkün mü? Çocuk için bu oldukça önemlidir. Koklama alışürmala- rı, çocuğun içinde yaşadığı dünyayı daha bilinçli incelemesine ve kavramasına yardımcı olur.
Dilimiz, varlıkların tatlarını tanımada çok önemli bir hizmet verir. Yiyeceklerimizin ve içeceklerimizin tadını ancak dilimiz sayesinde belirleyebiliriz. Tatlar dilimizin üzerinde bulunan kabarcıklar yardımıyla belirlenir. Dört temel tat bulunmaktadır: Tatlı, tuzlu, acı ve ekşi. Öğretim sürecinde tat alma duyusunun geliştirilmesi için de alıştırmalar düşünülmelidir.
Duyu organlarının daha duyarlı hale getirilebilmesi için onların özelliklerine uygun alıştırmaların yapılması gerekmektedir. Bunun için uygun ortamların oluşması önemli hale gelmektedir. Su ve su kaplarının olmadığı bir ortamda su ile ilgili alıştırmalar yapmak mümkün değildir. Öğrenme, öğrenmenin özelliğine uygun ortamlarda gerçekleşir.