Opencart Kurumsal Grande Türkiye

Montessori Yönteminin Dayandığı Temel İlkeler

Gönderen GülenTilki 13/10/2017 0 Yorumlar Montessori Eğitimi,

Montessori Yönteminin Dayandığı Temel İlkeler

 

Montessori yönteminin dayandığı dört temel ilke bu­lunmaktadır. Bunlar; (1) "kendi başıma yapmama yardım et", (2) her canlı varlığın kendine özgü bir gelişme planı vardır, (3) or­tam çocuğun yoğunlaşmasına elverişli olmalıdır, (4) çocuğun geli­şim evreleri "hassas dönemler"den oluşmaktadır.

 

Birinci İlke: "Kendi başıma yapmama yardım et"

 

Bu ifade, Montessori yönteminin en sık tekrarlanan te­mel formülüdür. Bu formüle göre, çocuk eğitimin nesnesi değildir, eğitimin gerçek bir rehberidir ve yetişkinin yapaca­ğı iş onu izlemektir.

Esas itibariyle "insanoğlu kendi kendini inşa eder." Yetiş­kinin görevi çocuğun kendisini inşa etme sürecinde ona eşlik etmektir. Ve öncelikle onun kendisini geliştirme ve inşa etme sürecinde önüne çıkan engelleri kaldırmaktır.

Kendini inşa etme sürecinde kesinlikle bir çalışma söz konusudur. Dış uyarıcılardan hareketle, yaratıcı coşkunun derin yönelimlerinin emri altına gireriz ve ancak söz konusu yönelimlerin kumandası altında olacağımız şeyi olabiliriz.

"Çocuğun çalışması kendi varoluşunu olgunlaştırmaya yarar ve çevre yalnızca onun hareket alanını oluşturur. Çocuk bu alanda -iç ve dış bileşenler- çılgınca eğlenmek ister. Örneğin bir çocuk pi­rinç bir kabı defalarca yıkadığında ve bu çalışmayı kap çoktan te­mizlenmiş olmasına rağmen birçok kez tekrarladığında, kendi iç amacını, kişiliğinin inşasını takip eder. Bu şekilde aktif olmak onu büyütecek ve yetişkin yapacak olan eylemin uzatılması ve yeniden üretilmesidir yalnızca."

 

İkinci İlke: İçkin (kendiliğinden) yapılanma planı

 

Montessori yöntemindeki temel anlayış: Her canlı var­lık kendi gelişme planına sahiptir. Yani her canlı varlık, kendi gelişim çizgisini takip ederek gelişmesini tamamlar. Montessori'ye göre, bireylerin niteliklerinin belirlenmesinde "hayatın doğal düzenine göre önceden yapılan bir şema " önemli rol oynamaktadır.2

Eğitimin temel görevi, çocuğun söz konusu düzen ve şema bağlamında hareket edebileceği ortamları geliştirmek­tir. Çocuk ancak, belirtilen nitelikteki ortamlarda çalışmala­rım özgürce gerçekleştirebilir. Eğitim sürecinde çocuğun öz­gür olması, çocuğun içkin yapılanma planını izleyen normal gelişim sürecini engelleyen kösteklerden kurtulması anlamı­na gelir. Yani, gelişim süreci önündeki engeller ortadan kalk­tıkça çocuğun özgürlüğü ile buluşma imkânı artmaktadır. Her varlık, gelişimini tamamlayabileceği gizil güçlere sahip­tir. Her varlık gibi, her çocuğun da kendi gelişimim tamam­lamasına destek olabilecek bir gizil gücü vardır.

"Gerçekte, çocuk kendi gizemli varoluşunun anahtarını do­ğumuyla birlikte getirmektedir. Kendi ruhunun doğal yapılanma planına ve gelişimi için programlanmış temel hatlara sahiptir. Bü­tün bunlar başlangıçta çok kırılgan ve. son derece hassastırlar, ye­tişkinin vakitsiz ve abartılı müdahalesi bu planı yok edebilir veya gerçekleşmesini tehlikeye sokabilir"

Çocukla sürekli etkileşimde bulunan yetişkinlerin önce­likle çocuğun bu özelliğini iyi bilmeleri ve çocukla iletişimle­rini bu çerçevede oluşturmaları gerekmektedir. Çocuktaki doğuştan var olan gelişim programına saygı göstermeli ve gelişimin doğal yapısına uygun bir biçimde tamamlanması için uygun ortamlar oluşturmalıdır.

 

Üçüncü İlke: Odaklanma ve dikkat

 

Eğitimci çocuk için amaçlı bir çevre ve ortam oluştur­malıdır. Bu ortam ona normal gelişme yönünde tüm varlığı­nı toplamasına ve tüm dikkatini yoğunlaştırmasına imkân vermelidir. "Odaklanma doğası gereği kendi kendine eğitimin gerçek başlangıcını oluşturur ve çocuğu özgürleştirir"

Öğretmenin temel görevlerinden biri uygun bir eğitim ortamı düzenlemektir. Hazırlanan ortam odaklanmayı, iç düzeni, faaliyete yönelimi sağlamalıdır. Çocuğa çok sıkı in­celemelerde bulunma imkânı vermeli. Kısacası ortam çocu­ğun gelişim özellikleri dikkate alınarak uygun bir biçimde düzenlenmelidir.

"Çevre çocuğa yoğunlaşma ve seçme imkânı vermelidir. Bu çevrede bulunan nesneler çocuk tarafından kolayca öğrenilmelidir. Çocuğun, zamanı geldiğinde, hatırlayabileceği belli sayıda nesne olması gerekir. Bu çevrede nesnelerin yerleri belli olmalıdır. Böylece dikkat dağıtmayacaktır. Çocuk bir faaliyet seçtiği zaman, bu se­çim bilinçlidir ve yoğunlaşma kolay olur. Çocuk bir salona girdi­ğinde, içsel dürtülerle uyarılarak ifade etmek istediğinde, yeni veya alışılmamış nesnelerle dikkati dağılmaz. Belli, bildik bir çevrenin üzerimizdeki etkisi çok büyüktür, dikkatimizi dağıtmayan ve zo­runlu her şeyi bulunduran bir çevre olsun. Çünkü biz bu çevreyi biliyoruz ve oraya alışmışızdır, orada kendimizi güvenli hissede­riz."

 

Dördüncü İlke: Gelişme Evreleri ve Eğitim

 

Doğada kayıtlı kronolojik bir düzen vardır. Bu düzen çocuğun gelişme aşamaları, yani "hassas dönemler" olarak kendini göstermektedir. Eğitim bu dönemlere duyarlı olma­lıdır.

Gelişim çizgisel bir seyir takip etmemesine rağmen, eği­tim sistemi tamamıyla bu yanlış dogma üzerine inşa edilmiş­tir. Gelişme düz bir çizgi değildir, bir başkalaşımdır ve birbi­ri ardına gelen aşamalardan oluşmaktadır. Eğitim kendisini bu duruma uydurmak zorundadır.

Çocuklar bir gün yetişkin olacaklar ve hemen şimdi ge­leceklerini inşa etmeye başlamaktadırlar. "Hayatta başarılı olmak" için, her şeyden önce kendilerine güvenmeleri gere­kir. Kendine güven aynı zamanda başkasına saygı temeline dayanmaktadır. Çocuğun kendine güven duygusu 0-6 yaş arasında kökleşmeye başlamaktadır.

Yetişkin bu dönemde çocuğun bu görevi başarılı bir bi­çimde yerine getirmesinde yardımcı olmalıdır. Bunun için yetişkin çocuğa bağımsız hareket etme, kendi başına yapa­bilme ve bağımsız düşünme imkânı vermelidir.Bunu yapabilmek için, evde anne-baba, okulda öğret­men çocuğun hizmetine çocuğa uygun bir çevrede uygun öğretim materyali sunmalıdır. Bu materyal, çocuğun kültü­rün temel kavramlarını (yazma, okuma, matematik, biyoloji, coğrafya...) kendi kendine keşfetmesinde yardımcı olmalıdır. Çocuğun kişiliğinin ve zekâsının gelişmesinde, hareket et­me, gözlem yapma, beş duyu organının hassaslaştırılması, sosyalleşme ve çalışmadan zevk alma önemli bir işleve sa­hiptir. Bu nedenle eğitim ortamı bu esaslar dikkate alınarak düzenlenmek durumundadır.

Böyle bir ortamda, "Çocuğu harekete geçirmek için öğret­menin küçük bir işareti yeterlidir. Gerisi kendiliğinden gelir. Ço­cuklar birbirlerinden öğrenmektedirler, büyük bir tutkuyla bir işe başlamakta ve onu sevinç içinde bitirmektedirler. Bir arkadaşlık duygusu, karşdıklı olarak birbirine yardım etme arzusu bu dingin faaliyet ortamında ortaya çıkıyor. Çok daha hoş olan bir şey ise, büyük çocukların küçük arkadaşlarının ilerlemeleri ile akıllı bir bi­çimde ilgilenmeleridir.''

Çocuğun ortamla etkileşim koşulları, kendine özgü geli­şim planı, odaklanmayı teşvik eden ortam ve çocuğun geli­şim evreleri, Montessori yönteminin dayandığı temel unsur­lar olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çocuğun yetişme­sine katkı sağlamak isteyen her yetişkin bu hususlar çerçeve­sinde hareket etmelidir.

Çocuk, içinde bulunduğu çevrede kendine özgü bir ça­lışmaya giriştiğinde bir yardım istemedikçe yetişkin ona müdahale etmemelidir. Doğal yönelimleri, kendisine zarar verebilecek durum söz konusu olmadığı müddetçe, engellenmemelidir. Zira çocuğun içinde bulunduğu ortamdaki yönelimleri kendi doğal tasarımı çerçevesinde kendiliğinden gerçekleşmektedir. Dolayısıyla çocuğun yönelimlerini baskı­lamak, bir anlamda onu doğal gelişiminden uzaklaştırmak­tır. Yani kendisini doğru bir biçimde inşa edip sorunsuz bir yetişkine dönüştürmesini engellemektir. Hiçbir yetişkinin buna hakkı yoktur.

Çocuk, bir çalışmaya odaklandığında rahat bırakılmalı­dır. Odaklanma anı, bir anlamda öğrenmenin oluştuğu an­dır. O ana müdahale, işin tamamlanmasını ve iş üzerinden öğrenmenin oluşmasını engellemek demektir. Çocuğun elinden mutluluğunun koparılıp alınmasıdır. Bir yetişkin olarak bizler bir çalışmaya yoğunlaştığımızda, dışarıdan bir müdahale nasıl ki bizleri çok rahatsız ediyor ise bizim de ço­cuklara müdahalemiz onlarda aynı ve hatta daha fazlası bir etki meydana getirir.

Hassas dönemler konusunda da dikkatli olmak gerekir. Eğitsel faaliyetler "hassas dönemler" çerçevesinde tasarlan­dığında anlamlı olur ve çocuk kendisine sunulan faaliyetleri doğal yönelimi doğrultusunda gerçekleştirir. Her gerçekleş­tirdiği faaliyet ona anlamlı bir haz verir.

Yorum Yap