Opencart Kurumsal Grande Türkiye

Montessori ve Çocuk - 2.Bölüm

Gönderen GülenTilki 09/10/2017 0 Yorumlar Montessori Eğitimi,

Montessori ve Çocuk 2.Bölüm

 

  1. Çocuk-Yetişkin Zıtlığı

Montessori yetişkinle çocuk arasında bir zıtlık olduğu görüşündedir. Ona göre, yetişkinle çocuk arasmda ilan edilmemiş bir mücadele sürüp gitmektedir. Yetişkin çocuğu her fırsatta dışlamaktadır. Çocuğun "yaşama coşkusu" yetiş­kin tarafından şu veya bu bahane ile sürekli sınırlandırıl­maktadır ve hatta bazen yok etme derecesine vardırılmakta- dır. Çocuğun yetişkin tarafından dışlanmasını Montessori şu ifadelerle dile getirmektedir:

"Otuz yıllık bir eğitimden sonra, çocuğu cemiyet tarafından, onu sevenler tarafından, ona hayat verenler tarafından unutulmuş bir varlık olarak düşünüyoruz. Çocuk nedir? Her zaman daha sıkışık işlerle yorulan yetişkini rahatsız eden kişidir. Ailele­rin üst üste yığıldığı modern şehirlerde gitgide küçülen evde çocu­ğa yer yoktur. Çocuğa sokakta da yer yoktur. Çünkü arabalar gün geçtikçe katlanarak çoğalmakta ve kaldırımlar acelesi olan insanlar tarafından işgal edilmiştir. Yetişkinlerin de onunla ilgilenecek za­manı yok. Yetişkin ortamında yaşamak zorunda olan bir çocuğun durumu şudur: Her şeye burnunu sokan bir rahatsız edici, kendisi için hiçbir şey bulamayan bir rahatsız edici; içeri giren, fakat dışarı atılan bir rahatsız edici. Onun durumu yurttaşlık haklarından mahrum, kendine özgü bir yeri olmayan bir insanın durumu gibidir: Toplum dışı bir yaratık, herkes, yetişkin olma hak­kını kullanarak (doğadan alınmış bir hak olarak) ona saygı­sız davranabilir, suçlayabilir, dövebilir, cezalandırabilir... Yetişkin, sırlı bir psişik olgu nedeniyle kendi çocuğu için uygun bir ortam hazırlamayı unutmuştur. Toplumsal düzenlemede, kendi oğlunu unuttu. Yasaların hazırlanmasında, kanunsuz olarak kendi mirasını bıraktı. Onu yol yordam bilmeden yetişkin kalbinin derin­liğinde bulunan tiranlık içgüdüsüne terk etti."

Montessori yaklaşımına göre çocukta "yaşama coşkusu" vardır. Yetişkinler bu coşkuyu engellememelidirler. Bu coş­kunun harekete geçmesi için uygun çevreler düzenlemelidir­ler. Yetişkinler böyle bir çevre oluşturmasalar bile çocuk kendi gelişimine uygun faaliyetler ortaya koyabilir. Ancak çocuğun bu duyarlılığına yetişkinin saygı göstermesi ge­rekmektedir. Hâlbuki yetişkinler bilinçsiz bir biçimde "ço­cukların iyiliği(l)" için hayatın çocuğa bahşettiği en verimli gelişim enerjisini “as"lar la engelleme çabasındadır. Oysa yetişkinlerden beklenen çocuktaki yaşama coşkusunu hare­kete geçirmeye yardımcı olacak ortamlar oluşturmaktır.

Montessori'ye göre, insanlık insanlığın ana parçasını, kurban edilmiş ve hep yerinde sayan parçasını, yani ço­cukluğu yeniden ele alarak onun eksikliklerini telafi et­melidir. Eğitim bu eksikliği telafi edecek bir biçimde düzen­lenmeli ve çocukluğun zedelenen onurunu onarabilecek bir yapıya kavuşturulmalıdır.

Bir yetişkin bunu başarabilir mi? İç dünyasından daha çok dış dünyaya dönük ve kendi dönüşümünü çalışmasının amacı olarak belirleyen bir yetişkin; dünyayı içselleştirmeyi, yapılandırmayı hedefleyen, yani dışarıdan empoze edilen bir çalışma plamna göre değil de yaratılış kanunlarına uy­gun hareket eden çocuk için bunu başarabilir mi? Yetişkinle­rin şimdiye kadar meydana getirdiği eğitim sistemleri çocu­ğu aşağılamaktan başka, başarısızlıkla ilgili hataları çocuğa yüklemekten başka ne yapmıştır? Çocuk niçin kaprisli olur, niçin isyankâr olur, niçin sabırsızdır ve niçin sakardır? Han­gi eğitim sistemi bunları araştırıp sonuçlarını uygulamaya koymuştur? Eğitim sistemi hakkında karar sahibi olanların çocuklara bakış açıları ne kadar değişmiştir? Çalışma amaç­ları tamamen bir birine zıt olan yetişkin ve çocuk İkilisi ara­sındaki bu zıtlık ortadan kaldırılabilir mi?

Yetişkin/çocuk zıtlaşmasının çözümü yetişkinin "silahla­rını" bırakmasından geçmektedir. "Her şeyin anahtarı burada­dır: Şimdiye kadar, insanlığın bir kısmı kendisini diğer kısmınındiktatör öğretmeni olarak görmüştür." Yetişkin kendinde çocu­ğu itaatkâr bir köleye dönüştürme ve onu belirlenmiş kalıp­lara göre yetiştirme hakkını görmektedir. Çocuğa bu anlayış­la yaklaşan bir yetişkin nasıl bir çözüm üretebilir? Bu şekilde yapılanan yetişkin-çocuk ilişkisinde hakkaniyet görülebilir mi? Yetişkin ve çocuk arasındaki kavga biter mi? Bitebilir, ama kimin aleyhine?

"Çocuk ve yetişkin arasındaki kavgada, çocuğu tiranca kendi­sine bağımlı kılma ile sonuçlanan bir kavgada, Montessori bugün­kü eğitimin temel yanlışını görmektedir. Sonuç olarak, her eğitim reformunun problemi bu sürekli kavganın üstesinden gelmekten ibarettir."

Montessori'ye göre, eğitim problemlerinin kökeni yetiş­kinlerin davranışlarında bulunmaktadır: "Yetişkin çocuğa hâ­kim olan ve onun gelişmesini engelleyen çok güçlü bir enerjidir." Çözüm, yetişkinin yeniden biçimlendirilmesidir: "İlk adını çocuğa yönelik olmamalıdır, eğitici yetişkine doğru olmalıdır." Bunun için yetişkini; bilinçlendirmek, önyargılarını ortadan kaldırmak, mütevazı hale getirmek, ona "eğitsel aktiflik" karşısında belli bir "pasifliği" öğretmek ve onun ahlaki tu­tumlarını değiştirmek gerekmektedir.

  1. Çocuk ve Eğitimi

Çocuğun öğrenmesi içinde bulunduğu çevreyle etkile­şim halinde gerçekleşir. Dolayısıyla çocuğun çevresi basit ve sade materyallerle oluşturulmalıdır. Başlangıçta ayrıntılara pek fazla yer verilmemelidir. Çocuk ortamda bulunan nes­neleri çok zorlanmadan birbirleriyle ilişkilendirebilmelidir. "Eğitimin temel ilkelerinden biri şudur: Ayrıntıları öğretmek, ka­rıştırmaya ortam hazırlamak demektir. Nesneler arasında ilişki kurmak, bilgiyi ortaya çıkartmak demektir.“

Büyük bir yoğunlaşma gücüne sahip olan çocuk, kendi­sini çevreleyen her şeyle ilgilenir, çünkü bu durum onun ih­tiyaç duyduğu şeydir. O dener ve başarıyla bitirir. Kendi kendine yürümeyi öğrendiği gibi, kendi kendine ve zevkle okuldaki ilk öğrenmelerini keşfeder. Özellikle öğrenmeyi öğrenir.

Çocukların eğitimi en baştan itibaren dengeli bir biçim­de götürülmelidir; başlangıçtaki yaşantılar daha sonra kaza­nılacak davranışların temelini oluşturmaktadır. İlk yaşantı­ların olumsuz olması halinde, daha sonra devam edip gide­cek anlama, gözleme, davranma bozuklukları meydana ge­lecektir. İlk izlenimler yalnızca sürekli çocukların zihinlerine yerleşmekle kalmazlar, aynı zamanda onların gelişim yapı­larına, şemalarına da yerleşirler. İlerideki yaşantılar ise, bu yapılara ve şemalara göre biçimlenirler...

Çocuk doğal olarak doğumundan itibaren dünyaya açıktır. Aynı zamanda kendisini kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıya bulunmaktadır. Başlangıç itibariyle, hayvan yavruları insan yavrularından daha az riske sahiptir. Çünkü onlarda insanların aksine uygun bir biçimde gelişmelerini garantileyen içgüdüsel davranış stokları bulunmaktadır. Bu nedenle hayvanlar özgür değildir, çünkü özgürlük doğal bir durum değil sonradan kazanılan bir durumdur. Montessori'nin ifadesiyle " insanın hayvanlardan farklı ola­rak önceden belirlenmiş hareketleri yoktur; o her şeyi bizzat kendisi yapılandırmak zorundadır"

Bu durumda çocuğun eğitimi açısından düzenlenmiş çevre çok önemlidir. Röhrs'ün ifadesiyle "doğum öncesi dö­nemde vücudun beslenmesi" kadar önemlidir. "O halde çocuk için düzenlenecek çevre çocuğun doğumundan itibaren bilinçli bir özen gerektirmektedir." Eğitimin ilk adımı çocuk için, ona do­ğa tarafından verilen işlevleri geliştirmesinde yardımcı ola­bilecek bir çevre oluşturmaktır. Bu, biz onu memnun etmek ve ona hoşuna giden her şeyi yapmasına izin vermek zorun­da olduğumuz anlamına gelmez, fakat bizim bu gelişmenin çocuğun kendi deneyimleriyle olmasını isteyen doğanın dü­zeniyle onun kanunlarından birisi ile işbirliği yapmak zo­runda olduğumuz anlamına gelir.

"Emici ruh" aynı zamanda öğrenme kapasitesi ve isteği demektir. Bu, ruhun çevreye yönelmesi ve çevre ile ahenk halinde olması demektir. Farklılıklar dikkate alındığında, bir eğitsel değere sahip olan unsurlar her özgün duruma göre değişmektedir. "Tüm canlılarda fiziki gelişme hayat maceraları­nın önünde gitmektedir." Edinilen izlenimler ve zihinsel açıl­ma birlikte ilerlemektedirler. Öğrenme sürecinin şartları ge­lişim dönemlerinin hassasiyetlerine ve doğal eğilimlerine uygun hareket etmeyi zorunlu hale getirmektedir.

Montessori yaklaşımında, öğretme-öğrenme sürecinde öğretmen büyük ölçüde önceki işlevlerinden birçoğunu ço­cuğa devretmektedir. Çocuk bundan böyle izleyen değil iz­lenen bir birey olarak ortaya çıkmış durumdadır.

Sonuç

Montessori yaklaşımına göre, çocuğun gelişiminin beş evreden oluştuğu, tüm faaliyetlerinin kendisini inşa etmeye yönelik olduğu, yetişkinin aksine iç dürtülerine uyarak ça­lışmalarını gerçekleştirdiği, yetişkinlerin çoğu zaman çocuk­ların yaşam enerjilerinin şu veya bu bahane ile engelledikle­ri, çocuğun eğitiminin çevreyle yoğun etkileşime girmek su­retiyle gerçekleştiği ve bu süreçte izleyen değil, izlenen bir birey olduğu gözlenmektedir.

Çocuğun sayılan özellikleri dikkate alınarak oluşturula­cak öğrenme ortamlarının onun eğitiminde etkili olacağı an­laşılmaktadır. Biz anne-babalara ve öğretmenlere düşen gö­rev birlikte çalışacağımız çocuklarımızı Montessori yaklaşı­mı çerçevesinde yeniden tanımaya çalışmak ve elde ettiği­miz bilgiler ışığında onlar için uygun ortamlar hazırlamak olmalıdır.

İç (zihinsel) ve dış (bedensel) gelişimin ahenk içinde oluşmaları geniş bir bağımsızlığı da ortaya çıkarabilir. "Eğer her hangi bir gerilik sendromu olmazsa, çocuk işlevsel bağımsızlığı ile ilgili olarak çok açık ve çok güçlü bir eğilim gösterir...] Her bi­reyde, kendisini tamamlama yollarını araştırmaya iten hayati bir güç bulunmaktadır."

Montessori'ye göre "yeni insan"ın eğitimi kendisinde tohumun özünü taşıyan çocukla başlamalıdır. Büyüklerin kurtuluş yolu burada bulunmaktadır. "Eğer huzur gelecekse, bu çocuklarla başlayacaktır, çünkü onlar insanlığın yaratıcılarıdır. Çocuklar harika bir geleceğin anahtarları olabilecek henüz bilinme­yen güçlerle donanmıştırlar. Eğer gerçekten otantik bir yenilenme isteniyorsa, insani potansiyelin geliştirilmesi eğitimin yerine ge­tirmek zorunda olduğu bir görevdir. "

Montessori'nin "kılavuzumuz olarak çocuğu izlemek" me­sajı eğitim reformlarının başında gelmektedir. Çocuğu mer­keze almayan eğitim anlayışları başarısızlığa mahkûmdur. Eğer toplumlar eğitimi yeniden gerçek yerine oturtmak isti­yorlarsa, çocukluğun sırrını yeniden keşfetmek ve çocuktan hare­ketle eğitim sistemlerini inşa etmek zorundadırlar. Çocuk yardımıyla ruhumuzu geliştirmek için hayata yaklaşmak ge­rekecek. "Medeniyetin temel sorunlarına çözümler getirecek olan bizim sistemlerimiz, bizim programlarımız veya kurumlarımız de­ğildir, şu an için unutulmuş vatandaş gibi görünen çocuğun ya­şamı ve kişiliğidir. Eğitim görevi için gerekli motivasyonu ve azmi çocuğun gözlerinde bulabiliriz."

Yorum Yap


Warning: fwrite(): supplied resource is not a valid stream resource in /home/gulentilki/public_html/system/library/log.php on line 10

Warning: fwrite(): supplied resource is not a valid stream resource in /home/gulentilki/public_html/system/library/log.php on line 10